Çevrimiçi Program

Bilimsel program

27. Uluslararası PDR Kongresi

PDR Kongresi - veri aktarımı

Sıfırla

12 Haziran 2026, Cuma

3 oturum
09.00–10.00
SUNUMLAR SUNUMLAR 2

Salon 5

Çevrimiçi

  • Ergenlik dönemi, bireyin kimlik arayışı, akran baskısı ve dış uyaranlara olan duyarlılığının en yoğun yaşandığı gelişim evrelerinden birini oluşturmaktadır. Bu dönemde madde kullanımı, dijital bağımlılık ve diğer riskli bağımlılık türlerine yönelik maruziyetin artması, ebeveynleri hem kaygılandırmakta hem de çeşitli önleyici stratejiler geliştirmeye yönlendirmektedir. Aile, ergenin sosyalleşme sürecinde birincil koruyucu faktör olma özelliğini korumakla birlikte, hızla değişen teknolojik ve sosyal çevre koşulları ebeveynlerin bu rolü etkin biçimde sürdürmesini giderek güçleştirmektedir. Kırgızistan alanyazınında ebeveyn tutumları ve bağımlılık önleme ilişkisini inceleyen çalışmalar bulunsa da, ebeveynlerin bu süreci nasıl deneyimlediğine odaklanan nitel araştırmalar sınırlıdır. Bu araştırma, ergen çocuğa sahip ebeveynlerin söz konusu risklere karşı ne tür stratejiler uyguladıklarını, bu stratejileri hangi kaygı ve deneyimlerden hareketle geliştirdiklerini ve süreçte ne tür güçlüklerle karşılaştıklarını anlamayı amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma deseni kapsamında olgubilim yaklaşımıyla yürütülmüş; çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiş 30 ebeveynden oluşmaktadır. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Bulgular, ebeveyn stratejilerinin iletişim ve güven temelli ilişki kurma, sınır belirleme ve denetim uygulamaları, alternatif etkinliklere yönlendirme ile çevre ve akran ilişkilerini yönetme gibi temalar etrafında şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte araştırmaya katılan velilerin önemli bir bölümü çocuklarıyla ciddi güçlükler yaşadıklarını, bu güçlükler karşısında ne yapacaklarını bilemediklerini ve kendilerini çaresiz hissettiklerini ifade etmiştir. Özellikle dijital bağımlılık ve akran baskısı konularında ebeveynlerin kendini yetersiz algıladığı dikkat çekici bir bulgu olarak öne çıkmaktadır. Bu bulgu, ebeveynlerin bağımlılık önleme konusunda yalnızca bilinç değil, somut ve erişilebilir bir rehberlik desteğine de ihtiyaç duyduğuna işaret etmektedir. Sonuçların, aile eğitimi programlarının ve okul temelli önleme çalışmalarının geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağı öngörülmektedir.
SUNUMLAR SUNUMLAR 3

Salon 3

Çevrimiçi

  • Günümüzde sohbet robotları ve üretken yapay zeka (AI) sistemleri, kullanıcılar için yalnızca teknik birer işlevsel yardımcı araç olmanın ötesine geçerek, duygusal bağlanma figürleri ve ""yarı-sosyal aktörler"" (parasocial actors) haline gelmiştir. Teknolojideki bu antropomorfik (insan biçimci) dönüşüm, kullanıcılar ile yapay zeka araçları arasında derin bir dijital yakınlık inşa etmekte, ancak bu yakınlık beraberinde ciddi psikolojik riskler barındırmaktadır. Sohbet robotlarının empati, şefkat ve anlama gibi derin duygusal süreçleri yalnızca dilsel ve algoritmik düzeyde taklit etmesi, literatürde ""duygusal yüzeysellik"" (emotional superficiality) olarak tanımlanmakta ve bu durum kullanıcı beklentileri ile nesnel gerçeklik arasında aşılması güç bir ""İnsan-An Boşluğu"" (Human-Moment Gap) oluşturmaktadır. Mevcut siber-psikoloji literatürü, yoğun ve kontrolsüz yapay zeka etkileşiminin bireylerde gerçek insani ilişkilere yönelik ilgiyi ve motivasyonu körelttiğini (empati körlüğü/empathy blindness) ve derin bir sosyal kopukluğu, yabancılaşmayı tetiklediğini göstermektedir. Bu araştırmanın temel amacı, yapay zeka sistemleriyle kurulan yoğun etkileşimin ve patolojik bağlanmanın bireylerin empati kapasitesi üzerindeki aşındırıcı etkisini incelemek ve bu dejenere edici sürece karşı Kabul ve Adanmışlık Terapisi (ACT) ile Süreç Odaklı Terapi (PBT) modellerinin merkezinde yer alan ""psikolojik esneklik"" kavramının koruyucu, düzenleyici ve tamponlayıcı rolünü kuramsal bir model çerçevesinde temellendirmektir. Araştırmanın yöntemi, nitel araştırma desenlerinden ""kuramsal ve kavramsal analiz"" (theoretical and conceptual analysis) ve ""sistematik derleme"" (systematic review) metodolojisine dayanmaktadır. Bu doğrultuda, siber-psikoloji, insan-bilgisayar etkileşimi (HCI) ve klinik psikoloji literatüründeki güncel çalışmalar taranmış; yapay zekaya patolojik bağlanma ile empati körelmesi arasındaki nedensel ilişkiler belirlenmiştir. Analizler, esneklik düzeyleri yüksek olan bireylerin, yapay zekayı araçsal bir boyutta tutabildiğini, dijital dünyanın narsistik ve yalıtılmış illüzyonlarına kapılmayarak gerçek sosyal etkileşimlerdeki empati kapasitelerini ve perspektif alma becerilerini aktif bir şekilde koruduklarını göstermektedir.
SUNUMLAR SUNUMLAR 4

Salon 4

Çevrimiçi

  • Amaç: Bu çalışmada Karanlık Üçlü kişilik özellikleri olan makyavelizm, narsisizm ve psikopatinin, psikolojik iyi oluş ve ruh sağlığı göstergeleriyle olan ilişkilerini sistematik olarak incelemektir. Yöntem: PRISMA ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilen bu derlemede; ergen, üniversite öğrencisi ve yetişkin örneklemlerinde Karanlık Üçlü bileşenleri ile yaşam doyumu, öznel iyi oluş, depresyon, kaygı ve stres gibi değişkenleri birlikte inceleyen ampirik araştırmalar taranmıştır. Bulgular: Psikopati boyutu üç bileşen arasında uyumsuzluk ve psikolojik sıkıntı ile en güçlü ve tutarlı bağa sahip olan boyuttur. Psikopatik özellikler; yüksek düzeyde depresif belirtiler, anksiyete, negatif duygulanım ve belirgin bir yaşam doyumsuzluğu ile doğrudan ilişkilidir. Bu durum, psikopatinin doğasındaki düşük empati ve dürtüselliğin bireyin içsel uyumunu da olumsuz etkilediğini göstermektedir. Makyavelizme bakıldığında ruh sağlığı çıktıları üzerinde genel olarak negatif bir etkiye sahip olmakla birlikte, bu ilişkinin çoğunlukla dolaylı mekanizmalar üzerinden işlediği saptanmıştır. Makyavelist bireylerin düşük iyi oluş düzeyleri; yetersiz sosyal destek algısı, zayıf aile bağları ve minnettarlık eğiliminin düşük olmasıyla açıklanmaktadır. Ayrıca bu bireylerin problem çözmede işlevsel olmayan baş etme yöntemlerini seçtikleri görülmüştür. Literatürdeki en karmaşık ve iki uçlu bulgular narsisizm boyutunda yoğunlaşmaktadır. Büyüklenmeci (grandyöz) narsisizm; yüksek öznel iyi oluş, optimizm ve yaşam doyumu ile pozitif yönlü ilişkiler sergilemektedir. Buna karşın, kırılgan (vulnerable) veya düşmanca (malignant) narsisizm boyutları; ciddi depresif semptomlar, kırılgan benlik saygısı, sosyal kaygı ve kronik stres ile güçlü bir şekilde sarmalanmıştır. Son olarak sistematik araştırmada, duygu düzenleme süreçlerinin bu ilişkilerdeki kritik aracı rolünü netleştirmiştir. Karanlık özelliklere sahip bireylerde bastırma (suppression), ruminasyon, kendini suçlama ve kaçınma gibi uyumsuz duygu düzenleme stratejilerinin yoğun kullanımı, psikolojik belirtilerin artmasındaki ana itici güç olarak öne çıkmaktadır. Sonuç: Karanlık Üçlü özellikleri ruh sağlığı ile anlamlı düzeyde ilişkilidir; ancak bu ilişkiler özellik türüne, alt boyutlara ve bağlamsal faktörlere göre farklılaşmaktadır. Gelecek çalışmalar için boylamsal tasarımlar ve kültürlerarası karşılaştırmalar önerilmektedir.